serdar kuzuloglu

hakkında söylenecek pek çok söz var ama sözcükleri-en adilerini dahi- kirletmemek namına yazmamalıyım. yalnız yine de durduramıyorum şu klavye üzerinde gezinen parmakları. o itici, cümle kuramayan yapınla sunucu yapmışlar seni. bu duruşunla orada olman kesinlikle senin yeterliliğinle alakalı değil alenen belli ve utanmadan nasıl öğretmen yeterliliklerinden bahsediyorsun, diye sorasım var kendine ama cevabı yaya yaya 15 dakikada verir, ben de bu iticiliğe 15 dakika dayanamam ve öyle kalır soru havada. en iyisi sormamak.

meydan sozluk

tüketimci bünyemin tükettiği hede. başlangıçta nasıl da müthiş bir zevkti burada okumak, yazmak, yazışmak, yeri gelince atışmak...
peh...

kahveyi hem sutlu hem de sekerli icenler yumusaktir

kahveyi çekirdek halinde ağzına atıp çiğneyendir tam erkek. gerisi öyle böyle...

höh...

ateist ile dindar arasindaki fark

ateist, yırtık arar; dirdar ise o yırtığı kapatacak yama. dinde ortaya serilen tüm çelişki ve açıklıklar, dindarların keskin manevralarıyla-yine akla yatmayan bir şekilde- kendilerine bir kamuflaj bulur.

kivir zivir

1. önemsiz, değersiz, derme çatma şey. 2. önemsiz ayrıntı. 3. sf. gereksiz.

not: böyle bir ikileme olmadığına, onun ıvır zıvır olduğuna, dair çok inatlaştım sevgili teyzemle amma ve lakin "tdk" verdi ağzımın payını.

kpss 2011

gün itibariyle soru ve cevapların da açıklanmasıyla meslektaş adaylarımı buhranlara sokan sınav.

kurtuldum ama nefret ediyorum hala senden kpss. çevremdeki çaresiz ifadeler, yitirilen umutlar ve bir yılı daha boşa adamış olmanın verdiği acı... nefretimi perçinliyor devamlı.

ya biricik kardeşim... kaç yılını verecek daha bu sınava? benden daha fazla hak ediyorken öğretmen olmayı, o saçma sapan sorular ölçüyor mu çoçuklara olan bağlılığını, öğretme aşkını, azmini, fedakarlığını?

sahte hesap

meydan sözlükte acayip talep görendir.
birileri eğlenmek için herhangi bir tema buluyor kendine, diğerleri de hurraa nick altına. belki varlığı hoşlarına gidiyor, belki yazacak bir şey bulamayıp onların nick altında yaptıkları eleştirilerle tatmin oluyorlar, belki de cidden rahatsız olup yazmadan edemiyorlar bilemiyorum amma ve lakin her türlü varlıklarını destekliyor, onlara istediklerini veriyorlar. bariz.
yan tarafta o iki üç şahsı görmeyeyim yahu, görmeyeyim. çok mu uzak artık o günler? lüzumsuz, sözlüktekilerle eğlenen tipler bunlar. gerçeklerse daha kötü. niye ilgi uyandırıyorlar ki? akıldan yoksun insana mı hasret kaldık canım ülkemde?

ilkokul ogretmeninden dayak yemek

evde şiddet görmeyen hiçbir çocuk dayağa ihtiyaç duymaz. söz ile düzeltir kendisini ve yediği dayaklarla laftan anlamaz hale gelen çocuğa "buna alışmış, başka şeyden anlamıyor" deme vicdansızlığını öğretmen de gösterirse nasıl öğrenecek insan olmayı? hayvandan farklı davranmayı?
ülkemizde-özellikle kırsalda- hala pek çok öğrencinin yakın iletişime geçtiği tek eğitimli insanlar öğretmenler. farkı fark ettirebilmek için sabır, azim gerekir. yorulacak mısın? yorulmalısın. öğretmenlik sayı, sıfat, hücre öğretmekten çok ötedir. insanlığı öğretmektir. ama keşke insanlığı içselleştirmiş olanlar öğretmen olsa. çok mu eleştirelim? bir öğretmen olarak vaziyetin tam göbeğindeyim.

t: derin izler bırakması olası durum.

baba

kusurların gizlendiğidir.

doğumdan itibaren kusurlarıyla kabul eder yavrusunu anne. ağladığında sarılır, altını kirlettiğinde temizler, hastalandığında iyileşmesi için her türlü yardımda bulunur. ama baba... ağlamaya başladığında kucağından indiren, altını kirlettiğinde anneye gönderen, hastalandığında bir yabancıdan fazla özveri göstermeyendir. hep böyle midir? genelde böyledir. başarısızlıkların büyük bir hüsran, başarıların kabul ve gurur sebebidir. koşulsuz kabul olmaz hiçbir zaman. annenin aksine bir baba evlatlıktan reddebilir mesela. ya da görüşmeyi kesebilir. anne dayanamaz. kıyamaz.

ve doğumumuzdan itibaren sergilenen bu tavırlar nedeniyle en son babalar duyar. tüm hatalarımızı, eksiklerimizi anne bilir de babadan ölesiye saklarız. hatalarımızla bizi kabul etmeyeceğinin farkındalığı araya hep bir mesafe koyar. sadece başarılarımızla çıkarız karşısına. kabul edilmek, sevilmek için.

ve ben demek isterim babama:
"herkes gücü sever ama sen beni zaaflarımla seviyor musun? yitirebileceğim her şeyden arınmış olsam, yalnızca ömür boyu sahip olacağım şeyler için sever misin beni?"*

sacma

sözlükte son birkaç aydır dönen muhabbetlerin pek çoğunu tanımlamak için kullanılabilecek kelime. vallahi durum çok kötü . önceden vardı bir iki troll ama yine mantıklı yorumlar da vardı sol tarafta. şööööyle bir göz atınca tek başlık çarpmıyor göze adamakıllı.

edit:imla "bağlaç olan da ayrı" aaa..

ahmet enes

henüz hakkında yazılmadığını görünce şaşırdığımdır. dün itibariyle tavsiye üzerine dinlemiş bulundum cennet parçasını ve tüm günümü kapladı. gerçekten iyi. diğer parçaları çok da işe yaramıyormuş ancak işte cennet'in sözleri:


hani fani bu hayat ümit bağlayamam
olmadı diye oturup ağlayamam
gönlü geniş olan sükutu öğrensin
sevgimi yok yere ele bağlayamam
gelir mi diye hayallere sığınamam...
kemale eren kendinden versin

sevdim, kaç kere bilemem
yaşadım, yok inkar edemem
bıktım, senle baş edemem ben
zaman öyle de geçiyor
hayat böyle de bitiyor
ama umudum cennetten

ben dalkavuk olanı hizaya getiremem
sorma bana ben görünmezi göremem
merak eden kendine yönelsin
boş yere kimseyi oyalayıp üzemem
geçici şeylere heves edip üzülemem
fikrim, hevesimi alt etsin

sevdim, kaç kere bilemem
yaşadım, yok inkar edemem
bıktım, senle baş edemem ben
zaman öyle de geçiyor
hayat böyle de bitiyor
aman umudum cennetten

ben gözü görmeyene resim gösteremem
değerimi bilmeze değeri öğretemem
o önce, e haddini öğrensin
biten sevgiye imrenip özenemem
boş sözü duyup düstur edinemem
eden, kendine ah etsin

bildim lakin söylemem
gördüm ama izah edemem
dünya, senle baş edemem ben
zaman öyle de geçecek
hayat böyle de bitecek
e bitsin, umudum cennetten
sevdim, kaç kere bilemem
yaşadım, yok inkar edemem
bıktım, senle baş edemem ben
zaman öyle de geçiyor
hayat böyle de bitiyor
ama umudum cennetten

alain de botton

bir başkasının sulu gözlerinde kendimizi aradığımızda ister istemez belli bir hayal kırıklığına uğrarız. hiçbir göz bizim kendi benimizi bütünüyle içirmez, şu ya da bu özelliğimiz kesilip atılacaktır kuşkusuz, önemli olsun olmasın. -alain de botton-

alain de botton

karşılıksız aşk, ıstıraplıdır ama en azından emin bir şeydir, çünkü insan kendisinden başkasını incitme tehlikesine düşmez. ama aşk karşılığını bulduğunda, insan tek başına acı çekmenin edilgenliğini terk ederek bir başkasını da üzebilmenin sorumluluğunu üstüne almak zorunda kalır.

bir ateistin yemin etmesi

ateist de olsa ,günlük hayattaki yaygın kullanım nedeni ile, diline yerleşmesinin sonucudur.
inşallah, maşallah gibi sözcükleri dahi dilden temizlemek hiç de kolay değil. ancak bunu allah'ın varlığına kanıt olarak göstrmek de komiktir.
üstelik ateist şeytana da tapmaz. tapındığı bir şey yoktur ve bir insanın inanç sahibi olmaması imanı sağlam(!) kulları neden bu denli huzursuz ediyor anlamak çok zor.

alain de botton

not alarak okumayı seven şahsiyetler için uygun bir yazar değildir. kitabın özetini çıkarmak pek de kolay olmuyor çünkü. şaka bir yana hayatı iyi gözlemleyen ve gözlemlerini harikulade yorumlayan yazar kişisidir. "aşk üzerine" kitabını beğendim. ilişkilerle ilgili çok yerinde tespitleri mevcut.

sen gece ben yagmur

bir burhan kutbay eseri:

kusursuz bir düş hayal ettim seninle
huzuru çoktan bıraktık bak geride
karanlık ve sessiz boş bir sokak üşümüş
ıslak kaldırımlar, caddeler
sen, ben, gece..

der ki yalnız, sen gece ben yağmur
kimse bilmez nerde huzur..
boş bir sokak, sen gece ben yağmur
kimse bilmez artık, nerde huzur

gece ıssız, gece yorgun, gece savaşların sonu!
gece duyar, ağlar, saklar
bir başkası nasıl anlar?
yağmur yağar yavaş yavaş
adımlarında yok telaş
üşür yağmur, tenim soğuk
yok mutluluk, içim buruk.

burhan kutbay

herkes tanısın istediğimdir ve en kısa zamanda da gerçekleşeceğini bildiğimdir.
fethiye simalarında tanıma ve dinleme olanağı buldum. gerçekten çok güzel bir sese ve yoruma sahip. bireysel çabalarla bir de klip çekmiş kendine. şiddetle tavsiye: sen gece ben yağmur

karnavore

hiç tanımadığım etmediğim yanessara düşmanlığıyla birkaç gün evvel dikkatimi çekmiş yazar kişisi.
birkaç entrysini okudum sırf eksilemek için ama baktım beğendiklerim oluyor artılıyorum da uzaklaştım ortamdan. nasıl bir düşmanlıktır bu? yanessar çok beğendiğim bir yazar olmasına rağmen benim de katılmadığım noktalar oluyor. sen de tüm entrylerini okusan bence olumlu noktalar bulabilirdin. bir insan ne tam olarak doğru ne de tam olarak yanlış olabilir. düşüncelerin, bilgilerin paylaşılmasını amaç edinen böyle bir ortamda bir yazarın tüm entrylerini okumadan eksilemek sadece terbiyesizliktir. bir de kahraman gibi ortaya çıkıp ben yaptım demenin de lüzumu yoktur kanımca. sıra bende mi?
saygılarımla....

gelecegi karanlik genclik

umutlarımızdır bizi yaşatan. geleceğe dair hayallerimiz, umutlarımız... en başta iyi bir üniversiteye gitmektir mesela. sonra atanmak devlet memuru olacaksan ya da özel sektörde bir mevki sahibi olmak. hemen her gencin hayalidir bunlar. amacı baba mesleğini devam ettirmek değilse şayet.

karadüzen atandık memur olduk bir şekilde. yetiştirmeye çalışıyoruz kendimizce yeni nesli. "çalışın." diyoruz. "gelecek sizin ellerinizde yükselecek, umudumuz sizsiniz." diyoruz. umudu olmayan, kendini dipsiz bir kuyuya bırakan gençlikten ışığımız olmalarını istiyoruz.

çalışsın, çabalasın. sıra arkadaşının özel kağıtla önüne geçmesini sineye çekerek yıllarını versin üç beş saatlik sınava. hadi kazandı üniversiteyi. en iyi olmazsa şayet yerini kapmayacak mı tipinden gerizekalı olduğunu belli eden yüzlercesi?

kaç yıl umut eder ki insan? kaç yıl çabalar hak ettiği yeri başkaları doldururken? kaç yıl bu yıl da olmadı deme sabrını gösterebilir ve açıklamaya, kendini anlatmaya çalışır diğerlerine?

ya da üçte bir maaşa kaç yıl diğerleriyle aynı işi yapabilir bir insan hak ettiğinin bu olmadığını bile bile ve öğrenci bile onu koyarken diğer öğretmenlerden ayrı kefeye? ve önünde yüzlercesi, binlercesi işsiz dolaşırken kaç öğrenci gitmek için gerçekten çaba sarf edebilir üniversiteye?

şimdiki gençler çok şanslı diyebiliyoruz yine de dalga geçercesine. gezip tozuyorlar ya, evlerinde ışık var ya, imkanlar çok ya. şanslılar. evlerinde ışık varken gelecekleri zifiri karanlık. imkanlar çok ama her başarısızlıkta yüzlerine vurmalık. yarış atı çocuklarımız. jokeylik olmuş annelik, babalık.



"deeeert
çok,
hemdert
yok"
yürek-
-lerin
kulak-
-ları
sağır...
hava kurşun gibi ağır...

ozguven

car cemetery'de şahit olduğumdur.
canlı müzik yapan mekanda bas gitarı çok iyi biliyorum diyerek kendini sahneye atıp müzisyenin elinden gitarı alan ve gitarı tutmayı dahi bilmeyen genç insan özgüveniyle tüm mekandakileri kendine hayran bıraktı (!). bu saf tiplerin özgüveni dahi çekilmez oluyor yahu. onun bile içine ediyorlar bir yolunu bulup